15 Haziran 2022 Çarşamba

ay çöreği, ıtır, vs vs

 


1. SEN


-Nerden tanışıyoruz? 

-İsmail... Neydi soyadı? O tanıştırmıştı. 

-İsmail? Kim?

-Yoksa neden sizi takip edeyim.

-Bilmem. Bir gün bir fotoğrafa baktım. Sonra hepsine baktım. Benim çekmek istediğim kareler vardı. Ve yazmak istediğim şiirler.. 

-Dutlar.. Dökülmüş.

-Dökülsün.

-Sinek olmaz mı? 

-Olsun.

-Nasıl buldunuz burayı?

-20 yaşında istemiştim. 20 sene sonra oldu. 

-Çok isteyince olur'a inanmıyorum ben artık. 

- Bunu yaz: Kaybedenler kazananlardır. Usta yemek yiyecek, gitmem lazım. 10 dakika sonra döneceğim. Çiçeği görmeden olmaz.


 ismetözelyediiklimaliayçildostotevskimarmarailahiyatkartalsekülerprofildeizmcemreihtidasaitfaiköyküleri


Çiçek solmuştur. 


 2. ABLA


-Çiçek mayısta açıyor. Biz Haziran'da tanıştık. 

-Haziran'da ölmek zor 

-Sana gezdireyim burayı. 

-Kim yaptı bu resimleri?

-Buraya gelen biri. Baktım güzel çiziyor. Bizim duvarlara da çiz dedim. Bak bunu köyden getirdim, bunu da. Bu kabaklar burada yetişti. Dekorasyona para harcamıyoruz. Bu televizyonda ilk gençlik yıllarımdan. 

-Don Kişot güzel.

-Biliyor musun hikayesini?

-Kimse ona inanmazken o şövalye romanlarına inanmış. Devler sanıp yeldeğirmenleriyle savaşmış. Hayal işgale dönüşmüş sonra Batı'da ama...

-Abla! Sen ahlaki açıdan bakıyorsun.


3. METRODAKİ ITIRLI KADIN ya da LEON 


-Itır. Pembe çiçekleri vardır. Toprağa ek, tutacak. 

-Suya koymayayım mı?

-Gerek yok. 

-Ben kalkayım o halde. Borcum?

-Borcun yok. 


Ay çöreğiyle başlayan hikaye ıtırla biter. Defne ağacının yeşili yiter. Sonrası sıcak ve insan kalabalığı ve körlük ve Üsküdar.


 kaldığımızyerdendevamedelimölmeyeveöldürmeyohalde...

13 Mayıs 2021 Perşembe

Ben ve O

 Annemden otların adlarını, mantarları öğrendim ama ona sormadan emin olamam. Kazadan önce bir ıhlamur ağacına nasıl tırmandığını görmüştüm, ben güdük bir ağaca bile çıkamam.   Hayata tutunmak, didinmek, emek vermek, açı ve yoksulu düşünmek nedir, ondan öğrendim. "Öğretmenimiz bize yamalı olsun ama temiz olsun derdi." sözünü hadislerden önce annemden duydum. Başına gelenlerde başkasını değil sadece kendini suçlamayı da annem öğretti. Bu da mesela tasavvuf okumalarından önceye denk gelir. Çiçeklerle, kuşlarla, kedilerle, köpeklerle konuşmayı annemden öğrendim. "Ne güzel yaratmış yaradan!" diyerek balık temizlemek anneme mahsustur, ben bu hikmete nail olamadım. Özlediği halde gidememeyi, sarılıp koklayamamayı, erkeksiz de yaşanacağını annemden öğrendim. "Yatanın üstüne kar yağar." sözü evde çok anlamlı değildi sokakta yatanları görünceye kadar. Evi saran kokular annemdir mesela, aşure/muhallebi tenceresinin dibini benim için sadece annem saklar -eskiden düğününde kar yağacak derdi, epeydir vazgeçti söylemekten:)- Kadın argosunu da annemden öğrendim, hak edenler için zevkle kullanıyorum. Kelimelerin değiştirilerek söylenmesinin çok eğlenceli olabileceğini  de (mesela walkman'e bokmen, robedechambre'a bobdöşop) annemden öğrendim. "Gitme" demediği halde ne kadar üzüldüğünü saklayamayan da o, "Sus biraz, dövecekler okulda seni." diyen de... Samimiyetle "Allah yolunu açık etsin!" diyen, bana sabahları hala kahvaltı hazırlayan da o. Tüm bunlardan sonra bir mesaj gelmeli değil mi? Anneler gününü kutlamıyorum.

28 Ocak 2020 Salı

bir ib hikayesi


akıllı tahtaya bırakılan notlar...



Sevgili Varolmayan Godot








Mardin Masalı

Hak Dostum Hak! Edeyim meclise bir kıssa beyan, kıssadan hisse ala arif olan. Bir zamanlar, daha Dicle'nin önüne setler yapılmamış iken, Türkiye'ye Migros gelmemiş iken, Hasankeyf'in inşaasında ihaleye fesat karıştırılır iken Mardin denen ilin bir köşesinde dört çocuk yaşar imiş. Gençler öküzlerle güreşir, koyunları sırtlanır, keçilerle kayalardan zıplarlarmış. Gün olmuş bu çocuklar büyümüş, serpilmiş birbirinden yiğit birbirinden yakışıklı delikanlılar olmuşlar. Herkesçe bilinir, Mardin'in kızları da güzeldir. O kadar dilber varken bizim oğlanlar bir esmer güzeline tutulmuş. Beraber büyüyen dört oğlan birbirine düşman dört aşık olmuş. Hepsi teker teker gidip kızı babasından istemiş. Kızın babası zalimin biriymiş, dilenci görse tekme atar, yetimin hakkını yer, tayini için milletvekillerini ararmış. Adamın kalbi kömürden kara, kayadan sertmiş. Dört gencin de kızını istediğini görünce bu gençleri birbirine düşürmek, yarıştırmak istemiş. Kızını, bir yanardağın tepesinden iki yaşındaki bir düve ağırlığında volkan camı getirene vereceğini söylemiş. Bizim oğlanlar hemen başlamış aramaya. Aramışlar aramışlar, Karaca Dağ'ın her tarafına bakmışlar, her tarafını kazmışlar ama bulamamışlar. Bulamayacaklarını anlayan gençler teker teker, diğerlerine belli etmeden Şahmeran'ın yanına gitmiş. Bu taşı nerede bulacaklarını sormuşlar. Şahmeran onlara bu türden bir taşı ancak kralın sarayında olacağını söylemiş. Şahmeran'ın asıl amacı düşmanı olduğu Süryani kralını gençlere öldürtmekmiş. Gençlere taşı ancak kralı öldürdüklerinde alabileceklerini söylemiş. Gençler silahlarını kuşanmış, kalkanlarını almış, miğferlerini takmışlar. Kralın sarayını basmışlar otuz dokuz askeri öldürmüşler sonra da kralı boğazlamışlar ama taşı bulamamışlar. (Daha sonrasında ölen kırk kişi anısına Kırklar Kilisesi yapılmıştır.) Şahmeran'ın yalan söylediğini anlayınca yıldırım hızıyla Şahmeran'ın mağarasına dönüp onu da öldürmüşler. Elleri kanlı, kara kara düşünürken Şah-ı Merdan'a gitmeye karar vermişler. Hemen gidip ona danışmışlar. Şah-ı Merdan eğer gençlere taşın yerini söylerse gençlerin birbirini yiyeceğini farketmiş. Bu yüzden onlara taşı bulmanın imkansız olduğunu söylemiş. Dört delikanlı da çöllere düşmüş, mecnuna dönmüşler. Hayvanlarla konuşur,su içmez, yemek yemez olmuşlar. Yanlarından geçen bedeviler onlara çaput bağlıyor, dilek diliyorlarmış. Bu sıra Şah-ı Merdan taşın yerini bildiği halde söylemediği için vicdan azabı çekiyormuş. Bir gece dayanamamış, gitmiş bir kuyuya anlatmış. Kuyudaki su bunları duymuş. Su şelalelerden akmış toprağın içinden süzülmüş, çöllerde gezinen dört gençle bir vaha da buluşmuş. Gençler hayvanlara su vermek için göle yaklaşmış o anda su her şeyi anlatmış. Gençler hemen sudan içmiş, güçlerini geri kazanmışlar. Bir anda gözleri dönmüş, bir hışımla taşı ilk bulan olabilmek için birbirlerine girmişler. Yaradan Mevlam onların bu halini görmüş, aşkla tutuşan kullarının bu haline üzülmüş bir anda onların bedenlerini yok etmiş. Kıyafetleri suyun kenarında kalmış. Bunu gören hüdhüd kuşu her şeyi insanlara anlatmış. Onlarda ahirete göçen dört gencin anısına dört kapılı bir mescid yapmışlar. Mescidin bir duvarına da bu 4 uşşâkın arayıp durduğu volkan camından bir parça yerleştirmişler.
İhsan Erdem

11 Nisan 2019 Perşembe

Tekkişilikliorganizmalar: Bunlar nicel olarak birden fazladırlar. Grup olarak yaşarlar çünkü güçlerini gruptan alırlar. Bir akılları vardır ama onlara ait değildir. Bu her zaman iktidara yakın akılları onların tekil karakterini de oluşturur. Muktedirler değişir tekkişilikliorganizmalar değişmez. O kadar tek kişiliklidirler ki birini dinleseniz hepsini dinlemiş gibi olursunuz. Sürekli başlarını sallayıp her şeye evet derler. İktidar koltuğunda oturanın önemi yoktur. Kişilikleri tek olduğu için karakterleri de yoktur, o yüzden yapılan, söylenen her şeye eyvallah derler. Sorgulamazlar, eleştirmezler, ortalık yangın yeri olsa bunların bir tutam otu yanmaz. Bu canlıları her yerde görmek mümkündür. Tanımak için sadece neye güldüklerine bakmak bile yeterli olacaktır. Mümkünse uzak durulmalıdır. Yaydıkları homojen salgıdan izlerini takip etmek mümkündür. Hiç ölmezler.
Tekkişilik bir miras olarak genlerle sonraki tekkişilikli organizmalara aktarılır.