1 Ekim 2023 Pazar

1 Ekim 2016

 Salt Galata'da Ercan Kesal'ı dinlemeye gittim. Onu da ilkokul öğretmeni kurtarmış. Tek kurtarılmayan benim sanırım. Bizimki -özellikle de kızları- büyük bir hınçla döverdi at kuyruklarından tutarak. Dinlediklerimi düşünerek Karaköy'de Üsküdar'a geçmek için bekliyorum. İskeledeki insanlara bakıyorum, bakıyorum çünkü artık tasvir-hikaye yazdıracağım öğrencilere. IB öğretmeniyim artık, Tevfik Fikret'in eserlerini ezberletmeye son!

Takım elbiseli badem bıyıklı orta yaşlı bir adam. Yarım kilo baklava almış Köşkeroğlu'ndan. Bankacı bir çocuk, kravatı gevşetmiş. İçememiş, bu yüzden biraz gergin. İki kız, biri zayıf biri şişman. Yarım ekmek balık alacaklar, kedi gibi bekliyorlar. Bir kız elinde bir gül, yanında siyahi bir adam.  Kız kötü bir İngilizceyle tanıştığımıza memnun oldum diyor. Motorun gecikmesi hoşuna gitmemiş. Bu buluşmayı uzatmak istemiyor. Belli ki adamla bir daha hiç görüşmeyecek. Yakışıklı bir çocuk havalı havalı enerji içeceğini yudumluyor. Kızlar yarım ekmek arası balığı dişliyor. Bankacı çocuk karanlık denize bakıyor. Dedim ki hepsinin bir hikâyesi var yahu. Bana bakan ne yazacak peki? Malzeme vereyim diye kırık telefonumla Süleymaniye'yi çekeyim dedim. Sonuç siyah, hiçbir toplumsal mesaj içermeyen bir siyah. Benim hikayem yazılamaz. Bu kadar.