Annemden otların adlarını, mantarları öğrendim ama ona sormadan emin olamam. Kazadan önce bir ıhlamur ağacına nasıl tırmandığını görmüştüm, ben güdük bir ağaca bile çıkamam. Hayata tutunmak, didinmek, emek vermek, açı ve yoksulu düşünmek nedir, ondan öğrendim. "Öğretmenimiz bize yamalı olsun ama temiz olsun derdi." sözünü hadislerden önce annemden duydum. Başına gelenlerde başkasını değil sadece kendini suçlamayı da annem öğretti. Bu da mesela tasavvuf okumalarından önceye denk gelir. Çiçeklerle, kuşlarla, kedilerle, köpeklerle konuşmayı annemden öğrendim. "Ne güzel yaratmış yaradan!" diyerek balık temizlemek anneme mahsustur, ben bu hikmete nail olamadım. Özlediği halde gidememeyi, sarılıp koklayamamayı, erkeksiz de yaşanacağını annemden öğrendim. "Yatanın üstüne kar yağar." sözü evde çok anlamlı değildi sokakta yatanları görünceye kadar. Evi saran kokular annemdir mesela, aşure/muhallebi tenceresinin dibini benim için sadece annem saklar -eskiden düğününde kar yağacak derdi, epeydir vazgeçti söylemekten:)- Kadın argosunu da annemden öğrendim, hak edenler için zevkle kullanıyorum. Kelimelerin değiştirilerek söylenmesinin çok eğlenceli olabileceğini de (mesela walkman'e bokmen, robedechambre'a bobdöşop) annemden öğrendim. "Gitme" demediği halde ne kadar üzüldüğünü saklayamayan da o, "Sus biraz, dövecekler okulda seni." diyen de... Samimiyetle "Allah yolunu açık etsin!" diyen, bana sabahları hala kahvaltı hazırlayan da o. Tüm bunlardan sonra bir mesaj gelmeli değil mi? Anneler gününü kutlamıyorum.