SINAV
SALONU
“Yarım saat” Masanın arkasından sıyrılıp geniş
merdivenlere doğru yol aldı. Neden çıktı merdivenleri hızlıca bilmem. Genelde de
anlayamam onu zaten. Belki o an ortamda yüzen düşüncelerin yoğunluğunu
hissetmek istedi. Bir kağıdı aldı, aşağı indi ve yerine geçti. Önündeki
kağıtlarla uğraştı.
Zamanım
kısıtlıydı, pek de beceremediğim bir şeyi istediler benden. Beklediğim sona da
yaklaşıyordum. Umutsuzluk değildi o an hissettiklerim. “Son yirmi, yirmi.”
Öncesinde biraz başımı kaldırıp etrafı seyrettim. Düşündüm, her zamanki gibi.
İnsan düşünürmüş. Düşününce adam olurmuş. Herkese göz gezdirdim., Bir şeyler
zırvaladım önümdeki kağıda. Tekrar tekrar kaldırdım kafamı. Sahnede sessizce
rol alan oyuncuya baktım. O da baktı. Oyunun bir parçası mı doğaçlama mı
bilmem. Benim halime üzüldü herhalde ya da boş bakışlarım kafasını yana yatırıp
“Sağlık olsun.” dercesine gülümsemesine konu oldu. Bilmem kaçıncı uyarıyı
bekledim. Herkes düşünürken ben bekledim. Elim beklemedi ama, gördüklerini
yazdı. Ben düşünemedim. Düşünen adam olurmuş. Peh! Ne yanlış bir cümle. Düşünüp
de adam yerine konulmayanlara ne demeli. Bir gaye için çalışıp elde edemeyenlere
ne demeli. Bir umutla yola atılıp hevesleri kursağında bırakılanlara ne
demeli. “Bitirdiysen çıkabilirsin.” bana değildi bu söz, olamazdı da zaten. İsteyip de bitiremediğim onca şey var ama ben
bir şeyi bitirmedim. Kırmızı telefon,
kırmızı kalem, kırmızı kağıt… Eski umuduna, umutsuzca bir bakış ve baş
sallayış. Yine gerçekleşmedi galiba hayalperest düşünceleri. Tıpkı benim
yaşadığım gibi. Yürümeyecek herhalde bu iş böyle, bizim başaramadığımız
gibi o da başaramayacak. Ama bizim yapamadığımızı yapacak.
-Hocam kaç dakika?
-Sekiz.
Peki
hocam kaç dakika ulaşamadıklarımıza ulaşmak. Kaç dakika başarısızlığımıza yenik
düşmemek, kaç dakika sonunu getiremediğimiz cümleye bir düzen vermek. En iyisi
yeni yollar keşfetmek. Şansını bir yerde deneyip olmadığını görünce başka
yerlere yelken açmak.
Ben
kimseyle pek iyi iletişemem. Düşüncelerimi söylemez ağzımdan dökülenler.
Hislerime bir kılıf uydurmamam. Ama galiba doğruyu yazınca çirkinleşir el
yazım. Kişiliğim kötü falan değil. Gerçek ben, buyum. Heyecanlı. Şimdi olduğu
gibi. Çünkü “iki dakika” varmış sınavın bitmesine. Çünkü ben boş düşüncelerimi
almışım yine kaleme.
Ayrılık vakti kağıdımdan. Baş sallayış, uzaklaşma...
